Yarım Asırlık Feryat İmam Humeyni (r.a.) Açısından Filistin
Filistin, modern dünyanın vicdanında açılmış derin, kanayan ve kapanması reddedilen bir yaradır. Fakat bu yarayı sâdece bir mağduriyet hikâyesi olarak okumak, meselenin özündeki o azametli mânâyı ıskalamak demektir. İmam Humeynî, Filistin’i bir toprak parçasının işgâli olarak görmekten ziyâde insanlık onurunun ve İslâmî izzetin bir işgâl girişimiyle karşı karşıya kalışı şeklinde tanımlar. Bu yaklaşım, stratejik bir analizden çok daha fazlasını ihtivâ eder. Bu, ontolojik bir duruştur. Modernitenin her şeyi metalaştırdığı, kutsalı hayâtın dışına ittiği bir çağda, Kudüs ve çevresi, yeryüzünde ilâhî olanın hâlâ nefes aldığı bir mihrak noktasıdır.
Mesele, bir halkın kendi kaderini tâyin etme hakkından çok daha ötedir. Mesele, hakkın bâtıl karşısındaki konumlanışıdır. İmam Humeynî’nin düşünce dünyasında Filistin, bir “mesele” olmaktan çıkarak bir “mihenk taşı” hâline gelir. Kimin nerede durduğunu, kalbinin neyle çarptığını ve zihninin hangi prangalarla bağlı olduğunu gösteren bir terâzidir bu. Kudüs’ü savunmak, sâdece bir şehri savunmak mânâsına gelmez; adaletin yeryüzündeki imkânını savunmak demektir. Bu eserdeki her satır, okuyucuyu bu büyük hakîkatle yüzleşmeye dâvet eder.
Zihnî bir dönüşüm yaşanmadan fizikî bir kurtuluşun mümkün olamayacağı aşikârdır. İmam Humeynî, bu metinlerde köhnemiş, içi boşaltılmış ve sömürgeci mantığın kalıplarına hapsedilmiş kavramları söküp atar. “İşgâl” sâdece askerî bir durum sayılamaz; zihinlerin, dillerin ve rûhların işgâli asıl büyük tehlikedir. Yazar, Filistin dâvâsını milliyetçi bir dar kalıba hapsetmeyi reddeder. Bu, bir kavmin mücâdelesi olmaktan çok, tüm insanlığın ve özellikle İslâm ümmetinin müşterek sorumluluk alanıdır.
Filistin, modern dünyanın vicdanında açılmış derin, kanayan ve kapanması reddedilen bir yaradır. Fakat bu yarayı sâdece bir mağduriyet hikâyesi olarak okumak, meselenin özündeki o azametli mânâyı ıskalamak demektir. İmam Humeynî, Filistin’i bir toprak parçasının işgâli olarak görmekten ziyâde insanlık onurunun ve İslâmî izzetin bir işgâl girişimiyle karşı karşıya kalışı şeklinde tanımlar. Bu yaklaşım, stratejik bir analizden çok daha fazlasını ihtivâ eder. Bu, ontolojik bir duruştur. Modernitenin her şeyi metalaştırdığı, kutsalı hayâtın dışına ittiği bir çağda, Kudüs ve çevresi, yeryüzünde ilâhî olanın hâlâ nefes aldığı bir mihrak noktasıdır.
Mesele, bir halkın kendi kaderini tâyin etme hakkından çok daha ötedir. Mesele, hakkın bâtıl karşısındaki konumlanışıdır. İmam Humeynî’nin düşünce dünyasında Filistin, bir “mesele” olmaktan çıkarak bir “mihenk taşı” hâline gelir. Kimin nerede durduğunu, kalbinin neyle çarptığını ve zihninin hangi prangalarla bağlı olduğunu gösteren bir terâzidir bu. Kudüs’ü savunmak, sâdece bir şehri savunmak mânâsına gelmez; adaletin yeryüzündeki imkânını savunmak demektir. Bu eserdeki her satır, okuyucuyu bu büyük hakîkatle yüzleşmeye dâvet eder.
Zihnî bir dönüşüm yaşanmadan fizikî bir kurtuluşun mümkün olamayacağı aşikârdır. İmam Humeynî, bu metinlerde köhnemiş, içi boşaltılmış ve sömürgeci mantığın kalıplarına hapsedilmiş kavramları söküp atar. “İşgâl” sâdece askerî bir durum sayılamaz; zihinlerin, dillerin ve rûhların işgâli asıl büyük tehlikedir. Yazar, Filistin dâvâsını milliyetçi bir dar kalıba hapsetmeyi reddeder. Bu, bir kavmin mücâdelesi olmaktan çok, tüm insanlığın ve özellikle İslâm ümmetinin müşterek sorumluluk alanıdır.
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 227,50 | 227,50 |